Dağlar, Karlar ve Güven

Güven sade bir duygu aslında, süslü püslü değil fazla aksesuara gereksinim duymaz. Doğru hava sıcaklığı, toprak cinsi, nem, biraz sevgi, ilgi, isteğe göre su ilavesi ile kolayca serpilecek bir bitki gibi güven. Ama bir o kadar da narin, çabuk solar gider koşullar değişirse. Acabalarla başlayan güven sarsıntısı bugünlerde ciddi depremlerle yerinden oynuyor. Neye, kime, nasıl sorularının cevaplarını dipsiz kuyularda arıyan bizleri uykusuz güçsüz bırakabiliyor.  Hayal kırıklıkları, ihanetler, mış gibiler, sevgisizlikler, dost bildiklerimiz aslında bilemediklerimiz havada gırla uçuşuyor.  Sokakta, metroda, kafede, manşetlerde  karşımıza bir anda çıkıveren sevimsiz bir virüs gibi güvensizlik. Bir anda kafamızda  kalbimizde beliren bu duyguya “pişt git işine, yokol çabuk” diye kaş göz işareti yaparken bulabiliyoruz  kendimizi.

Güvendiğin dağlara karlar mı yağdı sorusunun cevabı bugünlerde pek çoğumuz için evet. Bahar günü karlarla uğraşmaya hazırlıklı değildik güneş, çiçek, böcek olmalıydı o dağlarda. Şöyle keyif keyif çimlere uzanıp huzurla toprakla doğayla sarmalanmamız gereken zamanlardı bunlar.

Peki o zaman ne yapmalı? Nerden tekrar başlamalı? Cevapları  biliyor muyuz? Zorlu bir sınavda kopya çeken öğrenciler gibi cevabı bilenler diğerlerine fısıldayabilirler mi? Güven tekrar süzüle süzüle  gelip gönlümüzdeki tahtına oturmak için bizden ne bekler? O olmazsa olmaz sıcaklığı toprak cinsini nemi suyu tekrar bir araya getirebilir miyiz?

Gücümüzü tekrar güven duymaya yöneltebilir miyiz? Bunun ilk adımı kendimize güven duymak olabilir mi? Bir durup soluklanıp kapıyı tıklatıp içeriye merakla bakabilir miyiz?  Duruşumuzu, bilgimizi, özümüzü, sevgimizi farkedip güveni inşa etmek için tuğlaları tek tek üst üste koyabilir miyiz? Aynanın karşısında kendimize olan güveni mahçupça itiraf etmek ilk ve önemli bir adım olabilir mi?  Bir şirketin öz sermayesini tüketmesinin zararı gibi kendimize olan güvenin sarsılması bir o kadar tehlikeli değil mi?

Şimdi muhtemel soru şu: e tamam kendimize olan güveni inşa edelim ama dışarıda neler oluyor? O dağlarda karlar nasıl ve ne zaman eriyecek?

SiZe bir teklifim var. Tekrar gözlemci olmaya, olana bitene,  içine kendimizi koymadan dışarıdan bakmaya, güvenebileceğimiz şeylerin bir listesini yapmaya ne dersiniz? Herkese herşeye sonsuz güven yerine bugünlerde biraz seçici olmanın keyfini çıkarmak,   güveni parçalara ayırmak, dikkatli kullanmak önce gözlemlemek, sonra listeye dahil etmek tekrar rezervleri doldurmak için bir yöntem olabilir mi?

Sizi bilmem ama ben bugünlerde kendi değerlerime, beni ben yapanlara,  yaşadığım sonuçlarına maruz kaldığım olayların bendeki etkisine meraklı bir çocuk gibi kocaman gözlerle tekrar bakıyorum. Göremediklerimi yeniden keşfediyorum. Kendi bilgeliğime daha çok güveniyor ve gerektiğinde içime soruyorum yani kısaca kopya çekiyorum. Buna göre hayatımda güven duyabileceğim limanların  listesini yapıyorum, listem tabii ki zamanla genişleyecek ama şu sıra pek çok şeyi önce bekleme listemde dinlendiriyor sonra asil listeye davet ediyorum. Bugünlerde benim izlemeyi seçtiğim bilge reçetem bu.  Bilgelik koşullar ne olursa olsun hayatla uyum içinde olmayı  ve güvenle yol almayı öğrenmek değil mi…