İyi Olmak Zihinde Başlar

Bedenimizi iyileştirerek zihnimizi iyileştirebileceğimiz bilimin uzun bir süredir desteklediği ve artık herkesin kabul ettiği bir konu. Bugün herkes sağlığı için fiziksel bir takım önlemler alıyor, düzenli egzersiz yapmasa bile faydalarını kabul ediyor. Tam tersi, yani zihnimizi iyileştirerek bütünsel zindeliğimize katkıda bulunabileceğimiz ise hem bilimi hem de genel kitlelerin desteğini almada henüz emekleme aşamasında. Yine de bu alanda gittikçe artan araştırmalar ve farkındalık seviyesi umut verici. Bu çalışmalardan bazılarının sonuçlarını bu yazıda derlemek istedim.

Placebo etkisini duymuşuzdur; hastalara bazı durumlarda ilaç yerine etken olmayan bir madde verilmiş ve yine de iyileşme gözlemlenmiştir. Yaygın algıya göre placebonun etkili olması için kişinin “gerçekten” ilaç aldığına dair bir tür aldanma içinde olması gerektiğini düşünürüz. Harvard’da yapılan bir araştırmada irritabl barsak sendromu olan bir grup hastaya bir hap “etken madde içermediği” bilgisi ile birlikte verilmiş, sonuçta bu hastaların hiçbir müdahale almayan gruba göre daha az semptom gösterdiği görülmüş. Yani hastalar placebo olduğunu bildikleri halde bir müdahale yapılıyor olmasının inancı ile iyileşme göstermiş. Bu zihin-beden kompleksimizin kendi kendini iyileştirmeye dair sahip olduğu güç adına hem bilim hem de spiritüellik ve felsefe adına ilginç bir bulgu.

Buna benzer sonuçlar zindelik ve optimizm arasındaki ilişkiyi araştıran bilim adamlarınca da doğrulanmış. Realist olmak sağlığımıza gözle görünür bir katkı sağlamazken optimizm skorları yüksek olan kişilerde by-pass gibi ciddi müdahaleler sonrası daha hızlı iyileşme sağlandığı, hem sağlıklı bireylerin hem de kanser, kalp rahatsızlıkları ve böbrek yetmezliği ile mücadele eden bireylerin toplam ömür sürelerinin uzadığı görülmüştür.

Stresin sağlığımızı olumsuz etkilediğini hepimiz biliyoruz. Stres beynin amigdala(ilkel beyin) bölgesini tetikler, kaç ya da savaş tepkisine yol açar ve sempatik sinir sistemini devreye sokar. Bu milyonlarca yıllık evrimin doğal bir sonucu ve tehlikelerden bu yolla kaçabilen atalarımızın bize mirası. Fakat devamlı stres döngüsünün tetiklenmesi uzun vadede sayısız rahatsızlığa yol açıyor ve ileri yaşlarda demans ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları tetikliyor.

Optimizm, stres hormonu olan kortizol seviyenin düşmesine, parasempatik sistemi devreye geçirerek “kaç ya da savaş” modu yerine bedenin “dinlen ve sindir” modunda kalarak istirahat etmesine ve yenilenmesine imkanı sağlıyor. “Olayların iyiye gideceği, güvende olduğumuz, olumsuzluklara rağmen hayatın yaşamaya değer olduğu, insanların özünde iyi ve güvenilebilir olduğu” gibi temel pozitif inançları canlı tutabilme becerimiz yalnızca stresi azaltmada değil vücudumuzda deneydekine benzer bir placebo etkisi yaratması, zihnimizin yardımı ile bedenimize kendi kendini yenileme, iyileştirme ve hastalıklarla mücadele etme şansı vermesi açısından son derece hayati.

Zihin yolu ile bedeni iyi etmekte belki de en etkili olan yaklaşım olan Meditasyondan bahsetmemek olmaz. Meditasyonun tarihi çok eski fakat hakkında edinilen bilimsel bulgular ve bilinirlik seviyesi henüz çok düşük seviyede. Bugün medikal araştırmaların ezici çoğunluğu farmakolojik maddelerin beden ve zihin üzerinde etkilerini araştırmakta. Düzenli meditasyon yapanlar toplam nüfusa göre yok denecek kadar az. Buna rağmen henüz nicelik açısından mütevazı olsa da meditasyonun pozitif etkilerine dair yapılan araştırmaların bulguları heyecan verici.

Düzenli meditasyonun bağışıklık sistemini güçlendirdiğine, depresyonun tekrarını önlediğine, cildi iyileştirdiğine hatta HIV ilerlemesini yavaşlattığına dair kanıtlar mevcut. Meditasyon yaşlanmanı etkilerini de yavaşlatıyor. Kromozomların ucunda her hücre bölünmesinde kısalarak yaşlanmada rol oynayan telomer adı verilen yapılar bulunmakta. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre telomer yapılanmasında rol oynayan bir enzimin üç ay boyunca düzenli meditasyon yapan kişilerde yapmayanlara oranla daha fazla salgılandığı gözlemlenmiş. Ayrıca yine stres tepkimelerinde rol oynayan kortizol seviyeleri meditasyon ile düşürülebilmekte. Nörobilim araştırmalarında sıkça kullanılan fMRI görüntüleme tekniği sayesinde yalnızca 11 saat meditasyonun beyinde yapısal değişikliklere yol açıldığı gözlenmiş.

Zihin-Beden dinamiğinin gizemi bilimin, felsefenin ve birçok farklı disiplinin odağında olmaya devam ededursun, bizler yukarıdaki bulgular ışığında bu yöntemleri kendimizde uygulayarak etkilerini kendi direk deneyimimizle gözlemleme ve iyi olma yolunda sağlam adımlar atma şansına sahibiz, hem de her an…

 

Yazan: Ece IŞIK

Mindfulness Eğitmeni