Kendime İyilik Hediyem

Kendime İyilik Hediyem

Kendimize karşı biricik sorumluluğumuz iyi olmak, iyi kalmak. Bütüncül iyi olma durumu belli unsurların, bedensel, ruhsal, zihinsel ve duygusal dengelerin   yan yana gelip,  kol kola birlikte salınmalarıyla mümkün olabiliyor ancak.

Beynimiz sihirli bir organ ve tahmimizden daha  çok şeye muktedir. Bir konuya ne kadar odaklanırsa, o konuya ve o konuya ait diğer kavramlara daha fazla sahip olabiliyor. Örneğin gülümsediğimizde, kahkahayı, mutluluğu kendimize çekebiliyoruz. Olumsuz olaylara ve görüntülere sürekli odaklandığımızda ise, mutsuz oluyoruz. Bu durum süreklilik kazandığında tüm kişiliğimizi ve yaşama bakış açımızı etkiliyor. Tekrarlanan şeyler alışkanlığa ve zamanla alışkanlıklar da karaktere dönüşüyorlar.

Beyin aslında gerçek ile hayal arasındaki ayırımı yapamıyor. Ona ne komut verirseniz o doğrultuda işleve geçiyor. “Sen yapamazsın” komutu ile aciz kalabilirken, “her şey mümkün, tabii ki yapabilirsin, yeter ki iste, iç potansiyelin sonsuz” dediğinizde ise şaha kalkıyor

Bizler, onun kapasitesini ve gelişebilme olanaklarını göz ardı ediyoruz.

Nöronların birbirleri ile ilişkilerini  anlamak zor. Milyarlarcası birbirlerine değerek sinaptik bağlantılar oluşturuyorlar.

Bazen dengelerimizi kaybedebiliyoruz. Arada dişlilerin yerinden oynaması, adeta işletim sistemi gibi ile çalışan zihnimizin yazılım programına virüs girmesi, geçici süre ile arıza yapması da çok olası bir durum.

Ancak bilinçaltı ve bilinç üstü denge içinde olduğunda tüm sistemimiz doğal dengesini buluyor.

Bazı sorunları bilinçli zihnimizle çözerken bazen ne kadar uğraşırsak uğraşalım, takılı veriyoruz.  Mantıklı zihnimiz o kadar sorunun üstesinden gelirken, bazılarında  çözümsüz kalabiliyor.

Bilinçaltımız kurtarıcı kahramanımız oluyor. Pozitif psikolojinin büyüsü de işte burada. Neyin yanlış ya da arızalı olduğu ile ilgilenmiyor.

Bireyin gelecekte olmayı istediği kişinin portresini çiziyor.. Olmak istediğimiz o kişiyi olabileceğimizi anımsatıyor bize.

Geçmişi değiştiremeyeceğimizi ama bugün ve geleceğin hala avuçlarımızın içinde olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza.

Her birimiz kendi iç dünyamıza yolculuklar yapmaya başladığımızda kişisel farkındalıklar devreye giriyorlar.  Farkındalıklar bizi daha fazla korkutabiliyor bazen. İç çatışmalarımızın, uzun süre bastırdığımız duygularımızın ve kendimize itiraf etmekten sakındığımız ayrıntıların su yüzüne çıkmasından korkuyoruz. Ama öte yandan ancak o çatışmaları  çözdüğümüz, içimizdeki uzlaşıcıyı devreye soktuğumuzda dengelerimizi tekrar bulabiliyoruz oysa ki.

İyi olma haliyle ilgili o yaratıcı küçük çalışmalar bu aşamada hızır gibi devreye giriyorlar. Örneğin, hipnoz ile bilinçaltımızı temizliyoruz.  Belli terapi teknikleri ile kendimizi gerçekleştirme yolunda kılavuzluk alıyoruz. Gerek enerjiye, gerek ise fiziksel veya zihinsel aktivitelere yönelik farklı çalışmalarla bütüncül anlamda dengelerimizi koruyoruz. O anki gereksinim ve rahatlık alanımıza göre bize en yakın olan yöntem veya yöntemleri seçiyoruz. Harvard Üniversitesi araştırmacılarından Sara Lazar, meditasyon ve mindfulness’ın faydalarına odaklanıp bunu kanıtlayan araştırmacılardan sadece bir tanesi. Uzun süreli meditasyon yapan kişiler ve kontrol grupları ile yaptığı araştırmalar sonucu Lazar, yoga ve meditasyonun fiziksel anlamda beyinde olumlu değişimler yarattığını saptamış. Bu değişimler daha şefkati, daha az stresli, daha iyi kararlar verebilen, daha verimli ve hafıza kapasitesini geliştiren bireylere dönüşmemizi sağlıyor.

Her birimiz sonsuz bir kapasitenin başlangıcında duruyoruz. Beklemek de harekete geçmek de bizim elimizde.

Gamze HAKLI GERAY

Eğitmen/Terapist

Cert. Hyp. Dip. Hyp. Psych. Couns