Kurumlarda Sevginin İşi Ne Gücü Ne?

Wellness konusunda motivasyon konuşmacısı MJ Shaar ‘ı dinliyoruz. Konuşma başlığı “ ihtiyacımız olan tek şey sevgi’’. All you need is love şarkısını içimden mırıldanırken kafamdan geçen soru net: Kurumlarda sevginin etkisi ne olabilir? Yirmi yedi senelik iş yaşantımda genelde çoğunluğun düstur kabul ettiği söylem haşa bu değil. İş arkadaşlarını sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak kabul etmek ve birlikte çalışmak muhakkak olmalı.

MJ Shaar’ın konuşmasının başında belirttiği şu istatistik de oldukça dikkat çekici: “Amerika’da çalışanların yüzde 40 ı kendini yalnız hissediyor” ve izleyen söylemi daha da çarpıcı: Bugünün iş insanlarının aç oldukları şey sevgi ve şefkatdir.

Acaba diye düşündüm Türkiye’de böyle bir veri var mı? Tüm çalışan anketlerini uç uca birleştirsek gene de bu veriyi elde edebilir miyiz? Bence hayır ve nedeni çok basit: Çünkü sormuyoruz. Siz hiç, kendini nasıl hissediyorsun, yalnız hissettiğin zamanların yüzdesi toplamın içinde nedir? Açık büfede ne olsun? Sevgi , şefkat, ücret, teşekkür, yan hak….diye soran bir çalışan anketine cevap verdiniz mi? Ben vermedim. Ama tabi ben bir X kuşağı üyesi, hem de baby boomer’lara teğet geçen biri olarak ne anlarım sevgiden, işyerinde bana ne lazım? Talimat lazım, hedef lazım, maraton lazım ve tabi arada coşku lazım, gaz lazım.

Y kuşağı ise öyle mi ya! Tam da burada kurumlara vites değiştirtiyorlar. Ne mi peşindeler, çok basit: Anlamlı iş, pozitif kültür, yönetici ile pozitif bağlantı, esneklik, özgürlük, özgünlük ve rekabet değil işbirliği ve tümünü yeşerten olgu olarak evet sevgi istiyorlar. Kabul edelim bu kuşak sevgi çocukları çünkü onların ebeveynleri olarak sardık, sarmaladık, koruduk, kolladık ve şimdi bu kuşaktan olanlar işyerlerinde biz eski kuşak yöneticilerine açıkça ve aynı MJ Shaar gibi cesaretle beyan ediyorlar: sevgi istiyoruz, bağlantı istiyoruz, takım olarak başarmak istiyoruz, birimizin değil hepimizin veya toplumun iyi olması için çalışmak istiyoruz. Bunlar yoksa bizden pek iş çıkmaz diye.

2017 senesinde Türkiye’de 33 milyon üstü kutu antidepresan kullanılmış ve son 5 senede bu sayı 17 kat artmış. Bu tek küçük veri bile mutluluktan uçmadığımızın ya da uçmak istediğimizde kimyasal destekle yapabildiğimizin bir göstergesi mi? Birbirimizi çok yoruyor, hırpalıyor, anlamıyor, anlatmıyor, yargılıyor, affetmiyor olabilir miyiz? O zaman bir adım geri atıp dışarıdan ve uzaktan bakabilsek görebileceğimiz tek şey özünde insan olduğumuz, kırılgan olduğumuz, güven duymak ve duyulmak isteğimiz, sosyal ihtiyaçlarımızın olduğu ve evet tüm bu unsurların işyerlerinde de geçerli olduğu olabilir mi? İnsanın işyerinde farklı iş dışında farklı değil de tam, bütün ve tek olduğu ve insani ihtiyaçlarının başında da sevgi ve şefkat geldiği gerçekliği tüm heybetiyle karşımıza çıkmaz mı? Öneri şu ki, Y kuşağı ve sonraki kuşak bizlere tersine mentorluk yapsın ve bırakalım sevgi ve şefkatin özgürce esen rüzgarı şirket koridorlarını, toplantı odalarını kaplasın ve insan olmanın cesaret tohumlarını birimizden diğerine taşısın. Bunun dayanılmaz hafifliğini düşünün. Kurumlarda sevginin esaretten kurtulup başrole geçtiğini düşünün.

Hem Dalai Lama ne diyor: sevgi ve şefkat lüks değil temel gerekliliklerdir. Ve evet herkes bu konuda da çok çalışmalı.

 

Yazan: Sibel Yücesan