Panik yok: Kurumsal hayat dışında cennet bahçeleri vaadlerine kanmayın

Kurumsal hayattan şikayet edecek çok şey var mı var: Kuralların, prosedürlerin içine sıkışmak; seni anlamayan anlatamayan yönetici ve iş arkadaşlarına mahkum olmak; sıkıcı toplantılardan iş yapmaya vakit bulamamak; sabahları uykunun, yazları tatilin, ay sonu maaşın hep yetersiz kalması; daha eğlenceli şeyler için enerjinin ve zamanının olmaması; mesai bitti yaşasın derken son dakika görev golleri yemek. Bu liste uzar gider, sorsam kimbilir sizler de neler eklersiniz. Oysa ne hayalleriniz vardı? Üniversitede finaller için uykusuz kalırken, anne babanızdan daha fazla harçlık almak için çırpınırken, kariyer günlerinde sunumlarda en çekici şirketlere CV yetiştirmeye koşarken bu hayatın özgürlükler, prestij, para, statü dünyası olduğunu düşünmediniz mi?

Derslerde hocalarınızdan, evlerde büyüklerden, iş görüşmelerinde yetkililerden duymadıklarınızı yaşamaya başlayınca kendinizi hapsolmuş, boğulmuş, sıkışmış, hissetmediniz mi? Ee yeter artık ben zamanımı, emeğimi satıp başkalarının cebini doldurmaya yardım etmeyeceğim, bu düzenin işinde çarklarda ezilmeyeceğim diyenleriniz olmadı mı?

Şu kapıdan bir çıkayım, özgürüm canım ne isterse onu yaparım orada evet işte orada herşey harika olur diyenlerden misiniz? O zaman sorulara hazır mısınız?

Kurumsal hayat dışında özgürlükler ütopyasında herşey gerçekten harika mı? Girişimci olmak, sanat dünyasında varolmak, akademik kariyere başlamak, sizi daha mutlu daha huzurlu daha sevgi dolu yapar mı? Oralarda işler kurumsal hayattan farklı bir manifestoya mı sahip, orada egolar susturulmuş, hırslar törpülenmiş mi? İnsanlar birbirlerini daha çok dinliyor, daha az mı kıskanıyorlar, performans görüşmeleri olmayınca herkes hayatı akışına mı bırakıyor eh kendi de akışta sakin sakin kulaç mı atıyor? Gıybetler bitiyor, eğlence ve para artıyor, rütbeler kalkıyor, tatiller uzuyor, uykusuz gecelerin dibine darı mı ekiliyor? Hobilere, partilemeye, aileye daha çok zaman mı ayrılıyor? Kurallar prosedürler olmayınca, ortak paydada anlayışta buluşmak kolaylaşıyor mu? Ha yoksa bazılarımız bir sahil kasabasına yerleşip sandal boyarsa kendini “ mandra filozofu” filminin içinde son derece tamamlanmış hissederek, sonsuza kadar mutlu yaşayacağını mı hissediyor?

Valla Cık…

Maalesef Cık..

Kaçtığımızı zannettiğimiz özlediğimiz özendiğimiz o özgürlükler heryerde kısıtlı, her alanın kendi dünya kuralları içinde katı egolu haşin olanları var. En masum ortamları çomağıyla bulandırma hevesine sahip pek çok gönüllü var. Ufak tefek cinayetler heryerde işleniyor.

Son dönemde hızla artan bu gururlu kaçış hikayelerinde gördüm ki, kaçılan kurumsal hayat değil kendimiz.. Nerede olursak olalım yapabileceklerimiz, değiştirebileceklerimiz, etkileyebileceklerimiz, seçebileceklerimiz.. O kadar da güçsüz, o kadar da etkisiz değiliz. Zaten kurumları oluşturan o dünyanın kurallarını koyan gene orada olan insanlar yani bizler değil miyiz? O ezici çarkların içinde rahat nefes alacak kompartımanlar yaratmak hepimizin elinde değil de kimin elinde? Parmakla işaret ettiğimiz güç odaklarının baş elemanı biz olabilir miyiz? İşte tam da bu yüzden paniğe gerek yok, kurumsal hayat dışında cennet bahçeleri vaadedilmiyor, geç kalmış da değiliz. Gerçek cenneti arıyor isek, gemileri yakıp gururla kapıyı çarpmak yerine, onu yaratmak konusunda niyetimizi mertçe ortaya koyar ve bulunduğunuz plazaya çiçekler ekeriz. Soru belki de şu: biz neyin peşindeyiz ya da gerçekten bir şeyin peşinde miyiz?

Yazan: Sibel YÜCESAN

Kurucu Ortak

SiZe Bütünsel Yaklaşım