Uff Ne Zirveydi Ama..

Zeynep ve ben çiçeği burnunda Welcoa – Wellness Council of America – üyeleri olarak heyecan, merak karışımı duygularla  katıldığımız  Nebraska- Omaha şehrindeki üç günlük “Kurumsal Wellness (Zindelik)” zirvesinden,  keyif, bilgi, doküman, bağlantı ve tepe tepe ilham ile döndük.  Bizim için ilk olan bu etkinliği bir öncekilerle karşılaştırmak mümkün olmasa da, katılımcıların gözle görülür keyfi, organizatörlerin hayran bırakan yardımseverliği, havada uçuşan samimiyet, konuşmacıların kıskandıran performansı bu organizasyona yüksek not vermemiz için yetti de arttı bile.  Üç yüz wellness (zindelik) elçisinin estireceği havada bol oksijen, sevgi, anlayış ve değer katma isteğinden başka ne olabilirdi ki zaten.  Evet giderken tahmin ettiğimiz Amerika’nın kurumsal wellness (zindelik) konusunda bizden çok ileride olduğu, sayısız deneyimin yaşanmış, kilometrenin aşılmış olduğu idi ama en etkileyicisi  bu zirvede wellness (zindelik) konusundaki uygulamaların, açık yüreklilikle ve somut verilerle işe yarayıp yaramadığının değerlendirmesiydi.

Peki bu üç günde neler gözlemledik, duyduk,  öğrendik:

–      Öncelikle birbiriyle pek de uyumlu olmayan farklı ve karşıt yaklaşımlar cesaretle sergilendi. Mesela uzun yıllardır gündemde olan  bazı wellness (zindelik) uygulamalarının, çalışan sağlığını iyileştirmede etkin olmadıkları ve gereksiz maliyetler yaratıldığı anlatıldı. Çalışanların kendilerine sunulan ve sağlıklarını iyiye götürecek uygulamaları inandıkları için değil,  daha çok kurum  teşviklerinden yararlanmak için geçici süre uyguladıkları  çeşitli verilerle ortaya kondu. Aslında davranış değişikliği yaratmanın zorluğunu, kişisel gelişim alanında çalışanlar olarak çok iyi biliyoruz. Pozitif kültür yaratmadan sadece kısa vadeli programlarla (mesela kilo verme, sigara bırakma gibi) kurumun yatırımına değecek bir verimlilik, çalışan sağlığında iyileşme, performansı artırma sonuçlarının hayal olduğundan bahsedilmesi kulaklarımıza çok da aykırı gelmedi.

–      Wellness konusunun yeni kraliçesi, “ortam-durum-bağlam” (kısaca context)Değişim ancak kişilerin kendi kendilerini motive edecekleri, istemedikleri şeyleri yapmaya zorlanmayacakları durumları yaratınca gerçekleşiyor. Burada liderlere çok iş düşüyor. Kurumların yapacakları ilave neler olabilir diyorsanız:  doğru ortamları  yaratmak, mesela stres yaratan liderlik, yöneticilik uygulamalarını terk etmek, insanların birbirleriyle bağ kurabilecekleri sosyal olgular yaratmak, tüm wellness (zindelik) programlarının  hizmet ettiği büyük resmi ve amacı göstermek, rekabeti değil işbirliğini pekiştirmek , özgürlük ve özgünlük sağlamak. İşte bunlar çalışan esenliğini (well-being) yukarı taşıyor diye bas bas bağırdılar.

–      İlişkiler ve bağlantılar çok önemli. Eninde sonunda insanız. Toplum ve topluluklar wellness’in (zindelik) geleceğini belirliyor. Harvard Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmada  75 yılı aşkın süre izlediği insan yaşamlarını duymuş okumuş olabilirsiniz. 80 yaşında diğerlerine nazaran daha sağlıklı olanları destekleyen tek ayırt edici faktörün o kişilerin hayatları boyunca itina ile oluşturdukları sosyal ilişkileri olduğunu duymak kaçımız için sürpriz oldu?  Acaba işverenler çalışanları için daha insani daha bağlantılı ortamlar yaratamazlar mı ?  Sayılarla ne kadar çok insanın anlamlı ilişkiler pesinde olduğunu duymak bu konuda alınacak acil çözümün altını zihnimizde defalarca çizdi. Amerika’da CEO’ların yarısından fazlasının, kendini tepede yalnız hissetmesi ürkütücü bir verideğil mi? Oysa bazen en basit yaklaşımlar en değerli sonuçları üretebiliyor. Örneğin Microsoft’un çalışanlarının, ailelerine destek vermek için dört  haftalık “caregiver” izni alabilmeleri gibi.  Kuşkusuz kaliteli ilişkiler ve sosyal destek  kavramları her birimizin  esenliğinin ( well-being)  temel taşları.

–      Zamanımızın %90 nını geçirdiğimiz binalardaki standartların wellness (zindelik) konusunda ne kadar önemli bir etmen olabileceği anlatıldı. Binalardaki ısı, ışık, hava, su, fiziksel aktivite alanları, sağlıklı yiyeceklere ulaşım gibi alt başlıklarla çalışanlara pasif destekler sağlamak ve wellness harcamalarını çok aşağıya çekmenin mümkün olduğu konusu çok çarpıcı idi.

–      Farklı kuşaklar ve wellness (zindelik) olgusu: Bir baby boomer veya X kuşağı bireysel sağlığına önem verirken,  Y  kuşağının   kendinden önce  toplum sağlığı ve  çevre konusunu daha fazla önemsediği  konusunda araştırma verileri sunuldu. Genç çalışanlarımızı wellness (zindelik) konusunda harekete geçirmek için, gruplar halinde yapabilecekleri programları tasarlayıp sunmanın önemine dikkatimiz çekildi.

–      “İhtiyacımız olan sevgi, şefkat ve şükür”dür olgusu nerdeyse her konuşmacı tarafından işlendi. Bu üç olguyu kurumsal hayata yerleştirebilirsek, ortamları yaratır desteklersek wellness (zindelik) konusunda çok büyük bir adım atmış olabilir; serotonin, dopomin, oksitosinin  tavan yapmasını sağlayabiliriz. Ve  evet sevgi, şefkat, şükür bizi eyleme götüren performansı doğuran gizemli güçler olabilirler. “Peki hadi çekinmeden bunları kurumsal hayata nasıl geçiririz” sorusunun cevabı Dream Change’in kurucusu John Perkins’in kapanış konuşmasının ana teması idi.

Kurumsal wellness(zindelik)  işinin hızlı büyüme ivmesi bizi çok  heyecanlandırdı diyebilirim.  Ama bir şartla “ constructively disruptive “yanı “yapıcı şekilde yıkıcı“ olmamız kaydıyla, yani kurumlardaki uygulamaları sorgulayarak, değişmesi gerekenleri değiştirmeye aday olarak.

Müthiş bilgi ziyafetinin yanı sıra bedenimize, ruhumuza, duygularımıza iyi gelecek pek çok zirve aktivitesi, sabah kör karanlıkta yataktan fırlamamız için gereken motivasyonu fazlasıyla sağladı. Yoga, yürüyüş, aromaterapi gibi seanslar, aralıksız sunulan sağlıklı yiyecekler, sunum aralarında topluca yapılan  mindfulness ve gevşeme pratikleri üç gün içinde sunulan ilave bonuslarımızdı.

Eğlenceyi katarak olumlu duyguları desteklemek, gülümseme alanları yaratmak, kahkaha atmak, sarılmak, kırılganlığını sergilemek yukarıdakilere eklenince tadına doyamadığımız bir zirve yaşadık.

Kitapları en iyi satanlar  listelerinde olan şahane konuşmacılarımız bizler için çıtayı çok yükseltti: sadece konu uzmanı olmak değil, görsel olarak etkileyici slaytlar sunmak, özgün hikayenle bağ kurmak, kendi zayıflıklarını paylaşmak ve sıkı durun, şarkı söylemek,  taklit yapmak, dans etmek sahneye çıkmanın ön şartı olmuş bile.  Biz hem eğlendik hem öğrendik hem bir dolu kafa fikirlerle geri geldik. Şimdi işliyor, üretiyoruz. Bizle kalmaya devam edin..

Yazan: Sibel YÜCESAN

Kurucu Ortak

SiZe Bütünsel Yaklaşım