İyi Olma Halimiz: Güven – milliyet.com

“Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında en güzel çare, dağ ile karı başbaşa bırakmak” 

Kişisel iyi olma halimizin pek çok bileşeni var; bedenimiz, duygularımız, zihnimiz, ruhumuz, finansal durumumuz, sosyal ilişkilerimiz, kariyerimiz ve içinde yaşadığımız çevre.

Bu kadar çok şeyin aynı anda iyi olması çok zor gibi dursa da, farkında olmadan çoğu zaman bunları kazana atıp, yoğuruyor, birinin tatsızlığını diğerinin tadıyla örtmeye çalışıyoruz. Zira esas amacımız, hayatla baş etmek.

Ama öyle bir esaslı duygu var ki eksildiğinde veya yok olduğunda kazandaki tüm tatlar yok oluyor, sorular sorgulara dönüşüyor, bu duygunun adı güven…

Güven aslen süslü püslü olmayan sade bir duygu. Doğru hava sıcaklığı, toprak cinsi, nem, biraz sevgi, ilgi, isteğe göre su ilavesi ile kolayca serpilecek bir bitki gibi güven. Ama bir o kadar da narin, çabuk solar gider koşullar değişirse…

İş hayatında patrona güven, sisteme güven, iş arkadaşlarına güven, partnerine güven, ailene güven, arkadaşlarına güven, devlete güven, komşuna güven, içinde yaşadığın büyük sisteme ve bu sistemde yer alan tüm paydaşlara güven…

Çevremde gözlemlediğim acabalarla başlayan güven sarsıntısı son dönemde ciddi depremlerle yerinden oynuyor. Neye, kime, nasıl sorularının cevaplarını dipsiz kuyularda arıyan bizleri uykusuz, güçsüz bırakabiliyor. Hayal kırıklıkları, ihanetler, mış gibiler, yalanlar, kandırmacalar, adil olamayanlar, sevgisizlikler, dost bildiklerimiz aslında bilemediklerimiz havada gırla uçuşuyor. Plazada, sokakta, metroda, kafede, manşetlerde karşımıza bir anda çıkıveren sevimsiz bir virüs gibi güvensizlik. Bir anda kafamızda kalbimizde tekrar tekrar beliren bu duyguya “Yok yahu! Pişt! Git işine! Yok ol çabuk!” diye kaş göz işareti yaparken bulabiliyoruz kendimizi.

Güvendiğin dağlara karlar mı yağdı sorusunun cevabı bugünlerde pek çoğumuz için evet. Oysa ne demiş büyüklerimiz: “Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında en güzel çare, dağ ile karı baş başa bırakmak”

Peki, o zaman ne yapmalı? Nerden tekrar başlamalı? Cevapları biliyor muyuz? Zorlu bir sınavda kopya çeken öğrenciler gibi cevabı bilenler diğerlerine fısıldayabilirler mi? Güven tekrar süzüle süzüle gelip gönlümüzdeki tahtına oturmak için bizden ne bekler? O olmazsa olmaz sıcaklığı, toprak cinsini, nemi, suyu tekrar biraraya getirebilir miyiz?

Gücümüzü tekrar güven duymaya yöneltebilir miyiz? Bunun ilk adımı kendimize güven duymak olabilir mi? Bir durup soluklanıp kapıyı tıklatıp içeriye merakla bakabilir miyiz? Duruşumuzu, bilgimizi, özümüzü, sevgimizi farkedip güveni inşa etmek için tuğlaları tek tek üstüste koyabilir miyiz? Aynanın karşısında kendimize olan güveni mahçupca itiraf etmek ilk ve önemli adım olabilir mi? Bir şirketin öz sermayesini tüketmesinin zararı gibi kendimize olan güvenin sarsılması bir o kadar tehlikeli değil mi? Kuşun güvenip de üstüne konduğu dal değil, kendi kanatları olmalı değil mi?

Şimdi muhtemel soru şu: “Eee tamam kendimize olan güveni inşa edelim ama dışarıda neler oluyor? O dağlarda karlar nasıl ve ne zaman eriyecek?”

Size bir teklifim var. Tekrar gözlemci olmaya, olana bitene, içine kendimizi koymadan dışarıdan bakmaya, güvenebileceğimiz şeylerin bir listesini yapmaya ne dersiniz? Herkese herşeye sonsuz güven yerine bugünlerde biraz seçici olmanın keyfini çıkarmak, güveni parçalara ayırmak, dikkatli kullanmak önce gözlemlemek, sonra listeye dahil etmek tekrar rezervleri doldurmak için bir yöntem olabilir mi?

Sizi bilmem ama ben bugünlerde kendi değerlerime, beni ben yapanlara, yaşadığım, sonuçlarına maruz kaldığım olayların bendeki etkisine meraklı bir çocuk gibi kocaman gözlerle tekrar bakıyorum. Göremediklerimi yeniden keşfediyorum. Kendi bilgeliğime daha çok güveniyor ve gerektiğinde içime soruyorum yani kısaca kopya çekiyorum. Buna göre hayatımda güven duyabileceğim limanların listesini yapıyorum, listem tabii ki zamanla genişleyecek ama şu sıra pek çok şeyi once bekleme listemde dinlendiriyor sonra asil listeye davet ediyorum. Bugünlerde benim izlemeyi seçtiğim bilge reçetem bu. Bilgelik koşullar ne olursa olsun hayatla uyum içinde olmayı ve güvenle yol almayı öğrenmek değil mi?

Ne demiş Paulo Coelho: “Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.”

Sibel YÜCESAN