Oyun: Zor Zaman, Sahne: Issız – milliyet.com

“En iyi ben”i tekrar sahneye davet etmek, başrol vermek mümkün mü?

Tam da şu sıra, sevdiğinizden ayrılmış veya ırak düşmüş, işini kaybetmiş, mali güçlüğe düşmüş, sevimsiz bir hastalığa yakalanmış, patrondan nefret etmiş olabilirsiniz. Zor zamanlar hayatımızın yadsınamayacak durakları. Bu duraklardan hızlıca geçmek, inmemek, yavaşlamak veya inip biraz etrafı seyretmek gibi seçeneklerimiz var tabi. Bu seçeneklerin farklı farklı ruh halleri, süreleri, hisleri olabilir. Bir süre önce bana göre okuduğum en iyi “wellbeing= iyi olma hali”nin tanımıyla karşılaştım. Yazarın adını hatırlayamıyorum ancak ne demek istediği hafızama kazındı bile. “İyi olma hali sadece hasta olmamak, sağlam ve enerjik olmak, süreklilik arzeden olumlu düşüncelere sahip olmak, hep mutlu ve güleryüzlü olmak diye tanımlanamaz; aksine parasızlık çektiğimiz, çevremizdeki acılarla boğuştuğumuz, iş arayıp bulamadığımız, kötü ilişkilerle sarmalanmış olduğumuz hayatın en acımasız anlarında hissettiğimiz süreçlerde bile içimizdeki en iyiyi bulup ortaya çıkarmak halidir” diyor. Bu halimizi sahneye tekrar davet etmeyi ve başrol vermeyi bu tanıma şahsen ben eklemek istiyorum. Evet, içinden geçtiğimiz zor zamanlarla neden tek başımıza mücadele edelim ki? Bizim binbir halimiz var. O hallerimizin içinde “iyi ben” “en iyi ben”ler var. Bunu bilen hatırlayan bilge hallerimiz de var.

En iyi ben hallerimiz kimler olabilir? En cesaretli, en anlayışlı, en şefkatli, en yol gösteren, en dost canlısı, en çok dinleyen, en kör aşık, en hümanist, en yardımsever, en takdir eden, en çok kabul eden, en sağlam, en esnek, en şık, en kibar, en sevimli? Bu liste uzar da gider. Kulağınıza, aklınıza hiç biri yatmadıysa varın siz ekleyin listeye yeni bir “en”. Bunların biri, birkaçı, karşımızdaki durumun karışıklığı ve zorluğuna göre bir araya getirilmiş özel bir ben hali olabilir mi?

Hadi gelin en iyi halimize yargısızca yaklaşalım, sürpriz bir davetiye yollayalım, Ve son dönemin en iyi performansını göstermesi için ikna edelim. Diğer benlerimizi de seyirci koltuklarına yerleştirelim, onlarsız var olmamız söz konusu olabilir mi?

Kolay değil diye düşünebilir, başkaları hakkımda nasıl bir yargı getirir diye çekinebilir, nasıl yapacağımı bilmiyorum diye endişelenebilirsiniz. Oysa ne çok seçeneğimiz var en iyi halimizi hatırlamaya niyet edersek. Kimbilir ne kadar çok kez aştık zorluk tepelerini, kaç kez savaştık saçmalıklarla, kaç yüz gördük yüzü olmayan, kaç kez devirdik dağları, kaç kez sıçradık kocaman bir adımla bir yakadan öbür yakaya belki de korkuyla. Kaç kez uykusuz kaldık projeler için, kaç kez alttan aldık kavgasız kaygılar için, kaç kez düştük yine kalktık ayağa üzerimize basmamaları için. Hep o gücü bulduk biz hep o mücadeleyi verdik. O zor zamanlarla öyle ya da böyle hep kendi adımlarımızla, kendi hızımızla başettik, edemediğimizde de büyüdük, öğrendik.

Koşuşturmacadan uzak, bir mola anında işte o “en iyi ben”i bulmak erişmek daha kolay olabilir mi? Dışarıya değil de içeriye bakmak için verilmiş bir “ıssızlık” zamanı. Özümüzle, kalbimizle sohbet etmek en iyi olduğumuz anları hatırlamaya izin vermek, belki de yazmak, çizmek, fotoğraflardan, kitaplardan, çocukluğumuzdan, gençlikteki kanı deli akan halimizden, olgun bilgeliğimizden yardım istemek, en iyi beni hatırlayan başka kimler varsa onları da bu sürece davet etmek. Tekrar karanlığa ışık tutmak, tüm köşe bucağa bakmak ve saklandığı kuytudan çıkmasını istemek. Muhakkak gelmek isteyeceğine inanmak, güvenmek ve sabretmek. Gelince en iyi benle koyu bir sohbete başlamak, çay kahve anılar eşliğinde yeni başrolün, sahnenin detaylarında kaybolmak.

Başbaşa kalmamızın bizi sarıp sarmalamasına izin vermek, sıcaklığına tutunmak. Ve bu birlikteliği biraz daha sürdürmek, başrolde kalmasını sağlamak için sözleşmek. Yok bu yöntem işe yaramadı, aradım taradım bulamadım, davete icabet sağlayamadım diyorsanız, bilimsel kanıtlı “fake it until you make it”, “olana kadar -mış gibi yapmak” en iyi halimdeyim -mış’ıyla beynime tekrar bu halimi öğretmek. İyisin tabi, yaparsın tabi demek,

Aklıma filozof ve psikolog William James’in şu ünlü sözü geldi: Mutlu olduğumuz için gülmeyiz. Güldüğümüz için mutluyuzdur. Var yani bir sürü yolu, siz yeter ki sahneyi hazırlayın tozunu alın silin süpürün, ışıkları yakın, senaryo elinizde kendinizle buluşmak için çıkın yola. Niyette olmak, kalmak bile çok değerli bugünlerde.

Kavuşmak yakın, eğer niyet görünür halde ortalıklarda volta atarsa.

Sibel YÜCESAN